bu'S'hra's profileYALNIZ HÜZNÜ VARDIR KALB...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
June, 2009 Gök Sancıması
I Mavi tozlu dolunay aşkına! Gelinliklere lanet etmeden Aynasından deccal çıkan sevgilim! II Tut ömrümün ellerinden Tanrım Mehveş düşlerin girdabında
Leylifer AY YollarYürümekİçindir Dostum; güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma....
Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp, yolunu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal..... "En doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma.... Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever. Dostum, yollar yürümek içindir.
Fakat, şu gerçeği de hiç unutma: Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
Yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, Yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, Tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, Maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları, Yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları, Yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, Ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, Beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, Yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, Akıl pusulan, İman sermayen, Amel azığın, Sevgi yakıtın, Ahlâk karakterin, Edep aksesuarın, Merhamet sıfatın, Şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol: İnsanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur. Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. "Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir." Cibran Halil Cibran June, 2009 Seni Anlatmadım Bilmelisin
Bahar, saçlarından mı Onurlu duruşuyla sevda Ne zaman öğreneceksin O zaman bahar mıydı ben bilmiyordum Şİmdi beni yolcu edecek o trenler nerde Ne kadar güzelsin ay doğuyor Bekleme artık bahar gelmiyecek Mustafa Özçelik June, 2009 Üç Aylar Geldi..... KANDİLİNİZ ...
... MÜBAREK OLSUN ...
RECEB-İ ŞERİF DUALARI
Receb-i şerifte okunacak dua: بسم الله الرحمان الرحيم
اللهم بارك لنا في رجب وشعبان وبلغنا رمضان واختم لنا بالايمان ويسر لنا بالقرأن Bi'smi'llahi'r-rahmani'r-rahim Allahümme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan vahtim lena bi'l-iman ve yessir lena bi'l-kur'an. ( Bu duanın, sayı tahdid olmamakla beraber, Receb-i şerif boyunca günde 100 def'a okunmasında fazilet vardır. ) 10 GÜN سبحان الله حي القيوم
Sübhana'llahi'l- hayyil- kayyum
10 GÜN سبحان الله الاحد الصمد
Sübhana'llahi'l- ehadi's-samed
10 GÜN سبحان الله الغفور الرحيم
Sübhana'llahi'l- gafuri'r- rahim
ŞABAN I ŞERİF DUALARI Şa'ban-ı şerifte okunacak dua: بسم الله الرحمان الرحيم
اللهم بارك لنا في رجب وشعبان وبلغنا رمضان واختم لنا بالايمان ويسر لنا بالقرأن Bi'smi'llahi'r-rahmani'r-rahim Allahümme barik lena fi şa'ban ve belliğna ramazan vahtim lena bi'l-iman ve yessir lena bi'l-kur'an. ( Bu duanın, sayı tahdid olmamakla beraber, Şa'ban-ı şerif boyunca günde 100 def'a okunmasında fazilet vardır. ) 10 GÜN يا لطيف جل شانه
Ya latifu celle şanühü
10 GÜN يا رزاق جل شانه
Ya rezzaku celle şanühü
10 GÜN يا عزيز جل شانه
Ya azizü celle şanühü
RAMAZAN-I ŞERİF DUALARI يا ارحم الراحمين
Ya erhame'r- rahimin
10 GÜN يا غفار الذنوب
Ya gaffarü'z- zünüb
10 GÜN يا عتيق الرقاب
Ya 'atika'r- rikab
Bu dualar günde en az yüz (100) defa okunmalıdır. Ramazan-ı şerifin herhangi bir gecesi Fetih Suresi okunursa, o sene içindeki kötülük, bela ve musibetlerden bi-izni'llahi te'ala muhafaza olunur. Ramazan-ı şerifin yirmi üçüncü (23.) gecesi Sure-i Ankebut ve Sure-i Rum okunur. Ramazan-ı şerifin herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlas-ı şerif okunur. June, 2009 G-ÜÇLÜKLER I
Gülümse! gör olümsüz karşılığını bunun İşte Lambalar, bardaklar, çiçekli güz sürahileri. II Günün ilk saatleri İyi biliyorum, ilk saatlerini günün Peki, nedir öyleyse bu sabah silintisi. III Hiçbir dilde söylenmemiş Hiçbir dilde yazılmamış Sözler ve şarkılar içindeyim. IV Neden aklıma geliyor istasyon büfesindeki duruşun Hava soğudu -kasımın son günleri- Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum. V Bir gemi geçiyor, sessiz bir gemi Oysa yolcularla dolu içi Girince gemiye kimseler yok -dalgalardan başka- VI Bütün gün yağmur yağdı Ya da bir gün içinde bir yıldan fazla Günü ıslattı bu yağmur. VII Nedir mi yalnızlık -kendine sor önce- Bir sabah, erkenden, bir kır çiçeğini üzerinde Görünce parladığını bir çiğ tanesinin. VIII Gölgen yok senin, ayak izlerin yok Neden mi? acılar barınmamış ki sende Mutluluk yok mutsuzluk yok Hiçbir dilde
söylenmemiş
Hiçbir dilde yazılmamış
Sözler ve şarkılar içindeyim ...
Edip CANSEVER
June, 2009 Segâhmakamındadem
"Mevsimi olmayan yağmurlardan birinde, üstükapalı mekanlarda dolaşıyorum. Çay tadında anıları yudumlarken yeşil, mor, pembe besteler dökülüyor üzerime. Segâh makamında dem tutuyorum... ”
Naz Ferniba June, 2009 huzunkovankusu
... hüzün kovan kuşu gelmiş gecenin yanağına konuvermiş ay tenli aşık şarkıma karşılık vermiş ...
May, 2009 أم كلثوم - إنت عمريأم كلثوم - إنت عمري
![]()
May, 2009 Ellerimde Bir Demet Karanfilher sabah
hayatın alışkanlıklarına karşı durarak en yakın ve en uzak mesafeleri birlikte tarayarak başlarız aşk ve ölüm iki yanımızda durur birlikte ve içiçe yürürler hayatın yokuşlarında... biri sonsuza kadar alıngan diğeri cesur. sen meydanlarda büyümüş çocuk caddelerde ve sokaklarda her söze açık bir yapraktın belki esen rüzgarlarca kımıldayan hava kararır ve gökyüzü bütün yükünü boşaltırken üstümüze unutulmuş bir zamandan sesler ve sözler hatırlatan ellerinle dikkatli ve tedirgin basıyorsun hayatın tuşlarına sen hangi aşkları içinde taşıdın da şimdi ölümün yorgun tayını gözlüyorsun... kalabalıklardaydın sen dudaklarınla başkaları için sana ait olmayan tebessüm provaları yaparken ben seni meydanlardan kitaplara çağırdım antenler telefonlar zincirler biterken toplu sesler çıkardım içimden dağlar yankılandı meydanlar uğuldadı da sen duymadın... sanki biz göçebeydik o insan bu insan hepsinin içinden geçtik duymadılar... şimdi bize sunulan yırtık resimler ve parçalanmış binlerce hayat çok alıngan oluyor gökyüzü dokunsan ağlayacak kadınların bir mendilde kalıyor göz yaşları sokaklar bizden daha özgür ve telaşlı bense herşeye rağmen ve herkese aykırı ellerimde bir demet karanfil yine sana geliyorum.. yine sana... mustafa özçelik ... ... April, 2009 Ulu Orta
March, 2009 Allah Rahmet Etsin...![]() ADAM GİBİ ADAM ÜŞÜYOR
Tabutluk zemheri kokuyor. Beton zemini üşütüyor tabutluğun. Titriyor adam gibi adam, üşüyor. Savurgan bir tipi gibi zaman, hem yakıyor hem üşütüyor. Arifhan Akpınar March, 2009 kalbim uzaklarda bir yerlerdeArkaş'ın Ölümle Diyaloğu
—Gel ölüm, gel de konuşup hesaplaşalım Ölüm -Emret arkaş, emret! Arkaş - Seni bana kim gönderdi? Ölüm -beni davet ettin, ben de geldim Arkaş - ben mi seni çağırdım? Evet... Evet, ben çağırdım seni. Ama seni niye çağırdım? Ölüm -Sen demedin mi gel de hesaplaşalım. Hem seninle ilk kez hesaplaşmıyoruz ki! Ey arkaş! Arkaş -daha önceden hesaplaştığımızı hatırlamıyorum Ölüm -Nasıl hatırlayacaksın? İnsan yavrusu değil misin sen? İşte, az önce çağırdın beni, sonra da unuttun. Arkaş -İnsan yavrusu mu? Zayıf bir insan olsam ve güve'nin delik deşik ettiği bir yüzüm de olsa ben olgun bir insanım Ölüm - Ölümün olgun bir insanla işi yok ki! Arkaş - Öyleyse senin işin ne? Ölüm - Olgun olmayanları olgun hale getirmek Arkaş - Ya herkes olgun bir hale geldiğinde? Ölüm - O zaman ölüm de ölür. Fakat herkes bir anda olgun hale gelmez. Gökyüzü ve yeryüzü sonsuz bir ilişki içinde oldukları sürece ölümden kaçış yok! Arkaş- Arkaş ne zaman olgun bir insan haline gelecek? Ölüm -Borç alıp vermediği gün Arkaş - anlayamadım Ölüm- Yaşamak için öldürmediği gün Arkaş- Yine anlayamadım Ölüm- Ölmeyecek şekilde yaşadığı gün. Arkaş- anlamadım, dedim Ölüm- Sessizlik... Arkaş- Keşke ölüm ölse de biz de olgunlaşmamış kalsak ya da ölümsüz olgunlaşabilsek! Ölüm- Senin diğer insanlarda farklı olduğunu düşünmüştüm. Meğer sen de diğer insanoğulları gibiymişsin. Pişman olacağın şeyleri istiyorsun. Ölümün seni olgunlaşmamış bırakmasına gelince bu aslında hiç istemediğin birşey. Daha dün kendini tanımak istiyordun. Ölümsüz olgunlaşman ise imkânsızdır. Söylediğimi anlaman için ne ölümün e de bir dikenin ne bir gülün ne bir sivrisineğin ne bir sineğin ne bir baykuşun ne bir çaylağın ne bir yılanın ne bir balığın ne bir kaplanın ne bir kokarcanın ne de bir insanın bulunmadığı bir dünya, sıkıcı bir şekilde var olan bir dünyadır. Ölümün var olmadığı bir dünya sıkıcı bir şekilde var olan dünyadır, çünkü ölümsüzlük ölümdür. Bir sivrisineği düşün. İnsan demiyorum. Yaratılıştan itibaren büyüyüp büyüyüp geliştiğini düşün. Yeryüzünü kaplamaz mıydı? O zaman sen ve diğer varlıklar nerede olacaktınız? Eğer sen varlıkların sayısını, sonra da gelişimlerini sınırlandırırsan onları ne ile doyuracaksın? İçinde yenecek, içilecek, koklanacak ve görülecek şeyler olduğu için hayata aşık değil misin? O zaman, yiyen her şeyin yenilmesi de kaçınılmaz olurdu. Yeryüzü sevecen bir anne ve gökyüzü şefkatli bir babadır. İkisi de doğurduklarını besler. Ruhlarıyla onları yaşatırlar. Bedenler bedenler için, ruhlar ise ruhlar için vardır. Fakat bedenlerin ölmeleri kaçınılmazdır. Çünkü beslenmeye muhtaçtırlar. Gıdaya gereksinim duyan her şey,ya başkasını yer ya da onu yerler.Ölüm olmasaydı,gökyüzü ve yeryüzü içindekilere dar gelirdi.Ruhlara gelince onların gıdası yine ruhlardır.Ruhların ne hacmi ne de boyutu var.Ne yeryüzü onlara dar gelir ne de gökyüzü... Arkaş'ın hayatı boyunca borç alıp vermeden yaşadığı bir dönem olmamıştır. Acaba paradan başka bir şey borç olarak alınıp verilebilir mi? Duygu ve düşünceler, zevk ve elemler, doğruluk ve yalan vs... bunların hepsi borç alınıp verilir. Öyleyse Arkaş'ın borcunu ödemesi gerekir. Sonra Arkaş'ın hayatı boyunca yeryüzünün bedenini yemeden geçirdiği tek bir gün bile olmamıştır. Bu yüzden yaşamak için öldürmüştür. İşte bundan dolayı yaşatmak için ölmesi gerekir. Arkaş, ne zaman ölmeyecek -ruhla yaşayacak- şekilde yaşayabilecek imkâna sahip olursa o zaman olgunlaşır ve ölüm ona yaklaşmaz.
Arkaş- Daha iyi değil miydi? Başlangıçta ruhtum. Keşke borç alıp vermeden, yaşamak için öldürmeden sonsuza değin böyle kalsaydım! Ölüm- Senin sorduğun bu soruya cevap vermek benim işim değil. Ben hayat alıcısından, hayat okulundaki en büyük öğretmenden ve hayat elçisinden başka bir şey değilim. Canlılardan topladığım, onların canlılardan aldığı borçlardır. İnsanlara öğrettiğim yok olanın devam etmediği, devam etmeyenin de yok olduğudur. Ben hala onları, bu önemli ve en son dersi öğrenmeleri için topluyor, dağıtıyor sonra yine topluyor ve dağıtıyorum Ne zaman bu dersi iyi öğrenip uygularlarsa o zaman bana ihtiyaçları kalmaz. Ha, bu arada ben seni seçkin talebelerim arasında sayıyorum, bilesin. Arkaş- Arkaş'a bugün ki mesajın nedir? Ölüm bana katlı bir kâğıt verdi. Onu açar açmaz bütün bedenim titredi, damarlarımdaki kan dondu ve dilim tutuldu. Çünkü kâğıtta okuduğum şey, Senharib’in mektubunda okuduğum iki kelimeden başka bir şey değildi: VASİYETİNİ YAZ! Korkumu yenmeye çalıştım ve yendim de. Sonra ölümle tartışmaya başladım. Arkaş- Hangi vasiyeti söylüyorsun? Benim bir insana vasiyet edeceğim bir şeyim yok ki! Ölüm- Sen varsın ya! Ver kendini! Arkaş- Kime vereyim? Ölüm- Kendine... Arkaş- Kendimi kendime nasıl veririm, anlayamıyorum. Ölüm- Geçici Arkaş'tan daimi arkaş'a geçerek... Arkaş- Öyleyse arkaş'tan Arkaş'ı yok etmesini istiyorsun. Ölüm- Tam aksine, Arkaş’tan yok eden ama yok edilemeyen bir güç olmasını istiyorum. Arkaş- Hayatımda birçok şeyi yokettim. İsmimi kayıtlardan sildim. Sustum. Et, kan, nefis ve bedenin birçok zevkleri hakkında konuşmadım. Bu durumda hala neyi yok etmemi istiyorsun? Ölüm- Gelişmekte ve aynı zamanda bozulmakta olan Arkaş'ı… Arkaş- Bana ızdırabın, ölümün ayrılmaz arkadaşı olmasındaki sırrı söyle. Öyle inanıyorum kidokunduğunda yaydığın elem olmasaydı insanlar tarafından bu kadar nefret edilen birisi olmazdın. Ölüm- Ben sadece insanlardaki saklı ızdırabı ortaya çıkarırım ve asla onu onlarda gizli bırakmam. Oysa insanlar zevkleri saklarlar. Gizlenmiş zevkin acıya dönüşmesi de doğaldır. Çünkü o,acıyla satın alınmıştır. Benim, senin sakladığın ve ya senden başkalarının sakladığı şey hakkında kesinlikle bilgim yok. İnsanlar sakladıkları şeyleri kendileri bilsin. Arkaş- sonra, bir çocuğu beşiğinde öldürmen ve kardeşine ihtiyarlığa kadar uzun bir süre vermen gibi bazılarında acele etmenin, bazılarında yavaş davranmanın anlamı, hikmeti nedir? Ölüm-Ben yalnızca insanların kendileri için lehte ve aleyhte verdikleri hükmün güvenilir bir uygulayıcısıyım. Onlar dünya ile daima alışveriş ve etkileşim içindeler. İnsanlar, bazılarından nefret ettikleri, bazılarıyla da kavga ettikleri gibi bazı şeylere karşı da istek duyar, bazılarına ise duymazlar. İşte böyle, kendileri için işleri ve istekleri doğrultusunda sonuçlarını bilmeden karar verirler. Hayat ise onlara bilmediklerini öğretir. Hiç bir çocuk yoktur ki doğmadan önce hayatla alıp vereceği olsun! Arkaş-Bu gece bana arkadaşlık ettin. Teşekkür ediyorum. Beni sınadın, ama sonucunu bilmiyorum. Ölüm-Vasiyetini Yaz! Arkaş-Yazmazsam... Mihail Nuayme / Kendini Arayan Adam ktb'ndan ZÜLEYHA'NIN YUSUFLUĞU
Kollukçular Yusuf'u alıp götürdükten ve hüzünlü gece Nil'in üzerinde bir ürperti gibi asılı kaldıktan sonra hiç uyumadan ertesi sabahı buldu Züleyha ama, hayatı her zamanki tadınıda bulmadı. İçten içe derin bir öfke önce, sonra nedeni belirsiz bir kendinden hoşnutsuzluk hali. Her zaman doğruyu gösteren yürekte istikamet tayini. Aşkını düşündü Züleyha, şimdiye kadar hiç düşünemediği hallerdeydi. Tapınaklarda genç rahiplerin buhur yakma görevini yerine getirmesinden bile erken saatte Züleyha ırmağa bakarak düşünmeye başladı. İlk kez Nil'in güllerinden yapılmaz tacını başına, yasemenden bileziğini ayağına takmamıştı. Züleyha ilk kez gece kadar sade sabah kadar yalındı. Yusuf..,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.Yusuf..,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim. Yusuf..., dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin. Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni,çünkü mümkünü var,suret kasrında bir suret değilsin. Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür. Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim? Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene. Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim. Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim. Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım. Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda. Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana. Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım. Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin. Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. "Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa, Yusufluğum su götürmez benim. Nazan Bekiroğlu |
|
|