bu'S'hra's profileYALNIZ HÜZNÜ VARDIR KALB...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    June, 2009

    Gök Sancıması

     

    "Sinto-me nascido a cada momento..." by Gigio Schwarz.

    I

    Mavi tozlu dolunay aşkına!
    Leke tutmuş çeyizler aşkına!
    Ve çeyizlerine ağlayan kızlar aşkına!
    Toplayacağım yeniden
    Ayaklar altına serilmiş kanatlarımı.

    Gelinliklere lanet etmeden
    Ve baygın aklımı didikleyen akbabalara
    Ayıklayacağım bugünden
    Sarpa sarmış yarın yumaklarını.

    Aynasından deccal çıkan sevgilim!
    Mavi uçuşlarıma götüreceğim seni
    Pak
    Ve mağrur.
    O yitik göklere ekeceğim gözlerini
    Zifiri bulutların göbeğine tam.
    Çöllere senden,
    Senden yağsın diye yağmur

    II

    Tut ömrümün ellerinden Tanrım
    Dünya düştü beşiğinden.
    Basamağı kırıldı merdivenin
    Adı: aşk!
    Aşk; atıverdi beni gökten
    Atıldığım yerden gözleri yârin,
    Mumlar yağdırdı başıma; sönük
    Sanki inadına
    Toprağa, cayır cayır ateş inerken!

    Mehveş düşlerin girdabında
    Yanaklarıma kondu su
    Tanrım gözyaşı diyorlar lâkin,
    Sanki engin bir ateş bu!
    Avut beni Tanrım
    Salın da gel yanıma hadi
    Ve öp alnından göğümün
    Ey Kutsal Metanet

     

    Leylifer AY

    YollarYürümekİçindir

     
     

     
     
     
     
         Dostum;  güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma....
    Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...
    Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
    Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
    Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
    Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
    Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
    Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.....
    "En doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
    Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
    Aldırma....
    Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
    Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
    Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
    Dostum, yollar yürümek içindir.
    Fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
    Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
    Yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
    Yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
    Yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
    Tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
    Maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
    Yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
    Yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
    Ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
    Beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
    Yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
    Aldırma, yürü.
     
    Göğsüne yüreğinden başka muska takma.
     
    Vahiy haritan,
    Nebi kılavuzun,
    Akıl pusulan,
    İman sermayen,
    Amel azığın,
    Sevgi yakıtın,
    Ahlâk karakterin,
    Edep aksesuarın,
    Merhamet sıfatın,
    Şeref ve izzet adın olsun.

    Doğru yol:
    İnsanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
    Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.

    Unutma, tevbe özeleştiridir.
    Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
    Yön tayini sık sık gerekli olabilir.

    "Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir."
    Cibran Halil Cibran
    June, 2009

    Seni Anlatmadım Bilmelisin

     

    Bahar, saçlarından mı
    Gözlerinden mi başlardı konuşmaya
    Ufkunda rüzgar eser
    Yağmurlar yağardı/cesur yağmurlar
    Ve ben tükenirdim

    Onurlu duruşuyla sevda
    Bir acı gibi mi saplanmalıydı yüreğe
    Ey aynalarla barışık
    Karanlıklardan ürken sen
    ...
    Başım ağrısa yorulsam da yaşamaktan
    Benim yalanlarla işim yok
    Dinç ve vakur olmalı
    Ve korkmamalıyım konuşmaktan

    Ne zaman öğreneceksin
    Söylenmesinden korkulan endişe duyulan sözleri
    Bakışlar ki halden anlamaz
    Hangi lugat yazacak
    Beni sana anlatacak kelimeleri

    O zaman bahar mıydı ben bilmiyordum
    Ayıramıyordum menekşelerin rengini
    Bilmiyorum kaç boyutluydu bir yüz
    Sanki derin bir kuyu içinde
    Kendini boşluğa bırakıp
    Uzayıp giderken tren sesleri

    Şİmdi beni yolcu edecek o trenler nerde
    Bakamıyorum elimdeki yırtık bilete
    Dilim tutuk soramıyorum kimseye
    Ağlıyorum yazılar karışmış okunmuyor

    Ne kadar güzelsin ay doğuyor
    Karanlık güzel ve ben seni görmüyorum
    Ne iyi gökyüzünde yıldızlar
    Üstüme dökülüyor
    Sen geliyorsun aklıma
    Ellerim titriyor
    Ağaçlar ve sular titriyor

    Bekleme artık bahar gelmiyecek
    İstasyonlar kapalı o tren dönmeyecek
    Sahi nerde yakana taktığın kırmızı gül
    Nerede kaybettin
    Annenin verdiği beyaz mendili
    ...
    İntihar eden gözlerin değil
    Ben inanmıyorum yaşadığına senin
    Bir umut mektup kırmızı harflerle yazılmış
    Adı soyadı gideceği yer
    Şehri belli değil
    Postacılar bu işe çok kızar bilmelisin
    saat altıdır aynı anda gecenin onikisi
    Uzay bültenlerine bir haber geçiyor
    "Dünyalılar
    Bilmiyor bakkaldan ekmek mi istenir sevgi mi
    Kocaman bir yanlışı paylaşıp
    Koyu bir yalnızlığı yaşıyorlar."

    Mustafa Özçelik

    June, 2009

    .......

     
     
       
    June, 2009

    Üç Aylar Geldi..

     
    ...  KANDİLİNİZ  ...
     
    ... MÜBAREK OLSUN  ...
     
    RECEB-İ ŞERİF DUALARI
    Receb-i şerifte okunacak dua:
     
    بسم الله الرحمان الرحيم
    اللهم بارك لنا  في رجب وشعبان وبلغنا رمضان  واختم لنا بالايمان ويسر لنا بالقرأن

    Bi'smi'llahi'r-rahmani'r-rahim
    Allahümme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan vahtim lena bi'l-iman ve yessir lena bi'l-kur'an.
    ( Bu duanın, sayı tahdid olmamakla beraber, Receb-i şerif boyunca günde 100 def'a okunmasında fazilet vardır. )

    10 GÜN
    سبحان الله حي القيوم
    Sübhana'llahi'l- hayyil- kayyum
    10 GÜN
    سبحان الله الاحد الصمد
    Sübhana'llahi'l- ehadi's-samed
    10 GÜN
    سبحان الله الغفور الرحيم
    Sübhana'llahi'l- gafuri'r- rahim



    ŞABAN I ŞERİF DUALARI

    Şa'ban-ı şerifte okunacak dua:
     
    بسم الله الرحمان الرحيم

    اللهم بارك لنا  في رجب وشعبان وبلغنا رمضان  واختم لنا بالايمان ويسر لنا بالقرأن

    Bi'smi'llahi'r-rahmani'r-rahim
    Allahümme barik lena fi şa'ban ve belliğna ramazan vahtim lena bi'l-iman ve yessir lena bi'l-kur'an.
    ( Bu duanın, sayı tahdid olmamakla beraber, Şa'ban-ı şerif boyunca günde 100 def'a okunmasında fazilet vardır. )

    10 GÜN
    يا لطيف جل شانه
    Ya latifu celle şanühü
    10 GÜN
    يا رزاق جل شانه
    Ya rezzaku celle şanühü
    10 GÜN
    يا عزيز جل شانه
    Ya azizü celle şanühü



    RAMAZAN-I ŞERİF DUALARI

    10 GÜN
    يا ارحم الراحمين
    Ya erhame'r- rahimin
    10 GÜN
    يا غفار الذنوب
    Ya gaffarü'z- zünüb
    10 GÜN
    يا عتيق الرقاب
    Ya 'atika'r- rikab


    Bu dualar günde en az yüz (100) defa okunmalıdır.
    Ramazan-ı şerifin herhangi bir gecesi Fetih Suresi okunursa, o sene içindeki kötülük, bela ve musibetlerden bi-izni'llahi te'ala muhafaza olunur.
    Ramazan-ı şerifin yirmi üçüncü (23.) gecesi Sure-i Ankebut ve Sure-i Rum okunur.
     Ramazan-ı şerifin herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlas-ı şerif okunur.
     
    June, 2009

    İstanbuL

     

    İstanbul

                   Seninle

                              Güzel

         

    June, 2009

    G-ÜÇLÜKLER

     
     
     
     I
    Gülümse! gör olümsüz karşılığını bunun
    İşte
    Lambalar, bardaklar, çiçekli güz sürahileri.


    II
    Günün ilk saatleri
    İyi biliyorum, ilk saatlerini günün
    Peki, nedir öyleyse bu sabah silintisi.

    III
    Hiçbir dilde söylenmemiş
    Hiçbir dilde yazılmamış
    Sözler ve şarkılar içindeyim.

    IV
    Neden aklıma geliyor istasyon büfesindeki duruşun
    Hava soğudu -kasımın son günleri-
    Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum.


    V
    Bir gemi geçiyor, sessiz bir gemi
    Oysa yolcularla dolu içi
    Girince gemiye kimseler yok -dalgalardan başka-


    VI
    Bütün gün yağmur yağdı
    Ya da bir gün içinde bir yıldan fazla
    Günü ıslattı bu yağmur.


    VII
    Nedir mi yalnızlık -kendine sor önce-
    Bir sabah, erkenden, bir kır çiçeğini üzerinde
    Görünce parladığını bir çiğ tanesinin.


    VIII
    Gölgen yok senin, ayak izlerin yok
    Neden mi? acılar barınmamış ki sende
    Mutluluk yok mutsuzluk yok
     
     
     
    Hiçbir dilde
    söylenmemiş

    Hiçbir dilde
    yazılmamış

    Sözler ve şarkılar içindeyim
     
    ...
     
    Edip CANSEVER
     
     
        
     
     

    Şimdi.. git!

     
     
     
     
     
    Şimdi git baharla gel
    Saçlarında gül tozları bulunsun
    Güneş sarardığında gel
    Yanında mutlaka gündoğumu olsun

    Bölünmüş uykulardan uyanıp da gel
    Dağ rüzgarları getir eteklerinde
    Bir tutam şiir topla bana
    Son mısrası kavuşmak olsun

    ...Şimdi git
    Çok yalnızım
    İçim çok kalabalık...

     

    Bülent Sönmez
    June, 2009

    Segâhmakamındadem

     

     

    "Mevsimi olmayan yağmurlardan birinde, üstükapalı mekanlarda dolaşıyorum.

    Çay tadında anıları yudumlarken yeşil, mor, pembe besteler dökülüyor üzerime.

    Segâh makamında dem tutuyorum... ”

     

    Naz Ferniba



    June, 2009

    huzunkovankusu

    All Your Life by Gabriela Camerotti.

     

    ...

    hüzün kovan kuşu gelmiş

    gecenin yanağına konuvermiş

    ay tenli aşık şarkıma karşılık vermiş

     ...

           

    May, 2009

    أم كلثوم - إنت عمري


    أم كلثوم - إنت عمري

    رجعوني عنيك لأيامي اللي راحوا

     

    علموني أندم على الماضي وجراحه

     

    اللي شفته قبل ما تشوفك عنيه

     

    عمر ضايع يحسبوه إزاي عليّ

     

    انت عمري اللي ابتدي بنورك صباحه

     

    قد ايه من عمري قبلك راح وعدّى

     

    يا حبيبي قد ايه من عمري راح

     

    ولا شاف القلب قبلك فرحة واحدة

     

    ولا داق في الدنيا غير طعم الجراح

     

    ابتديت دلوقت بس أحب عمري

     

    ابتديت دلوقت اخاف لا العمر يجري

     

    كل فرحه اشتاقها من قبلك خيالي

     

    التقاها في نور عنيك قلبي وفكري

     

    يا حياة قلبي يا أغلى من حياتي

     

    ليه ما قابلتش هواك يا حبيبي بدري

     

    اللي شفته قبل ما تشوفك عنيه

     

    عمر ضايع يحسبوه إزاي عليّ

     

    انت عمري اللي ابتدي بنورك صباحه

     

    الليالي الحلوه والشوق والمحبة

     

    من زمان والقلب شايلهم عشانك

     

    دوق معايا الحب دوق حبه بحبه

     

    من حنان قلبي اللي طال شوقه لحنانك

     

    هات عنيك تسرح في دنيتهم عنيه

     

    هات ايديك ترتاح للمستهم ايديه

     

    يا حبيبي تعالى وكفاية اللي فاتنا

     

    هو اللي فاتنا يا حبيب الروح شويه

     

    اللي شفته قبل ما تشوفك عنيه

     

    عمر ضايع يحسبوه إزاي عليّ

     

    انت عمري اللي ابتدي بنورك صباحه

     

    يا حبيبي تعالى وكفاية اللي فاتنا

     

    هو اللي فاتنا يا حبيب الروح شويه

     

    اللي شفته قبل ما تشوفك عنيه

     

    عمر ضايع يحسبوه إزاي عليّ

     

    انت عمري اللي ابتدي بنورك صباحه

     

    يا أغلى من أيامي

     

    يا أحلى من أحلامي

     

    خدني لحنانك خدني

     

    من الوجود وابعدني

     

    بعيد بعيد أنا وانت

     

    بعيد بعيد وحدينا

     

    الحب تصحى أيامنا

     

     الشوق تنام ليالينا

     

    صالحت بيك ايامي

     

    سامحت بيك الزمن

     

    نستني بيك آلامي

     

    ونسيت معاك الشجن

     

     

    Gözlerin beni kaybettiğim günlerime döndürdü


    Bana geçmişten ve onun acılarından pişman olmayı öğrettiler


    Senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir yaşamdı


    Hayatımın bu kısmını nasıl kabul ettiler?


    Nurunla yaşamımın gündoğumu başladı


    Senden önce yaşamımın ne kadar fazlası kaybedilmiş?


    O boşa giden bir geçmişti sevgilim.


    Kalbim senden önce mutluluk görmedi.


    Kalbim hayatta acı ve ıstırabın tadından başka asla bir şey görmedi.


    Hayatı sevmeye henüz şimdi başladım


    Ve yaşamımın benden kaçmakta olduğundan kaygılanmaya başladım


    Senden önce her mutluluk için acı çekerdim


    Gözlerinin ışığında onlar benim rüyalarımı buldular


    Ey benim kalbimin hayatı …sen benim hayatımdan daha değerlisin.


    Neden senin aşkınla uzun bir süre önce karşılaşmadım?


    Senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir yaşamdı.


    Hayatımın bu kısmını nasıl kabul ettiler?


    Işığınla, gündoğumunu başlatan hayatımsın sen benim


    Harikulade geceler, muhabbet ve büyük aşk!


    Uzun zaman önce kalbim seni özlemekteydi


    Aşkı benimle yudun yudum tat,


    Kalbimin merhameti senin kalbinin merhametini özlüyor.


    Gözlerini bana o kadar yaklaştır ki, Gözlerim senin gözlerindeki yaşamda kaybolsun.

    Aşkım gel ve yeter


    Kaybettiğimiz şey az değil, ruhumun sevgilisi


    Senin gözlerini görmeden benim, gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir hayattı


    Hayatımın bu kısmını nasıl saydılar?


    Işığınla hayatımın sabahı başladı


    Sen tüm günlerimden daha değerlisin


    Tatlılığına beni de al


    Beni evrenden uzaklaştır


    Uzaklara, uzaklara


    Ben ve sen uzaklara.Yalnız,


    Aşkla günlerimiz aydınlanacak


    Birbirimizi özleyerek geceler geçiririz


    Senin sayende gündüzlerle barıştım


    Senin yüzünden zamanı unuttum


    Seninle acılarımı unuttum


    Ve seninle sefaletimi unuttum


    Gözlerin, yitirdiğim günlerime beni geri götürdü


    Geçmişten ve onun acılarından pişman olmayı bana öğretti

    May, 2009

    Ellerimde Bir Demet Karanfil

     
    her sabah
    hayatın alışkanlıklarına karşı durarak
    en yakın ve en uzak mesafeleri
    birlikte tarayarak
    başlarız

    aşk ve ölüm iki yanımızda durur
    birlikte ve içiçe yürürler
    hayatın yokuşlarında...
    biri sonsuza kadar alıngan
    diğeri cesur.

    sen meydanlarda büyümüş çocuk
    caddelerde ve sokaklarda
    her söze açık
    bir yapraktın belki
    esen rüzgarlarca kımıldayan

    hava kararır
    ve gökyüzü
    bütün yükünü boşaltırken üstümüze
    unutulmuş bir zamandan
    sesler ve sözler hatırlatan ellerinle
    dikkatli ve tedirgin basıyorsun hayatın tuşlarına

    sen hangi aşkları içinde taşıdın da
    şimdi ölümün
    yorgun tayını gözlüyorsun...


    kalabalıklardaydın sen
    dudaklarınla başkaları için
    sana ait olmayan
    tebessüm provaları yaparken
    ben seni meydanlardan kitaplara çağırdım
    antenler telefonlar zincirler biterken
    toplu sesler çıkardım içimden
    dağlar yankılandı
    meydanlar uğuldadı da
    sen duymadın...

    sanki biz göçebeydik
    o insan bu insan
    hepsinin içinden geçtik
    duymadılar...

    şimdi bize sunulan yırtık resimler
    ve parçalanmış binlerce hayat
    çok alıngan oluyor gökyüzü
    dokunsan ağlayacak
    kadınların bir mendilde kalıyor göz yaşları
    sokaklar
    bizden daha özgür ve telaşlı

    bense
    herşeye
    rağmen
    ve
    herkese
    aykırı
    ellerimde bir demet karanfil
    yine
    sana
    geliyorum..
    yine
    sana...


    mustafa özçelik
    ...
     
    ...
     
    April, 2009

    Göç

    Migratory Bird by tafzeel.

     

    Aşk

    her yerde

    Göç

    her mevsim

     

    April, 2009

    Ulu Orta

     

    Upside-down rainbow smile by harold.lloyd (sadneressness needs you).

    ...'seyrek

    gülüş

    sen

    ne

    güzel

    bir

    şeysin

    nazlanırsın

    ama

    bir

    gün

    gelirsin'...



    düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
    olsun artık diyorum ne olacaksa
    paralı asker miyim neyim ben
    ekleyip duruyorum sabahları akşama
    ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
    gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
    aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
    nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim
    hem de mayhoş elma tadında.

    kendimi de koysam ayağımın altına
    yine de yetişemiyorum ey aşk,
    omzunun hizasına.
    çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
    ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle.
    budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin
    nereye konsam geri sayım başlıyor
    kurcalıyor beni bir çırağın elleri
    ah,unufak olsam ve desem ki
    ağzın tat görmesin hayat
    kandırdın beni.

    sorma,
    elim kırılsın bir daha
    dokunursam güneşe.

    kılpayı kaçırılmış bir şeyin
    bıraktığı ardında
    neyse oyum ben.
    yaralı serçe,benim için dua et;
    gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
    dr şükrü öncüoğlu'ndan
    üç ayda bir reçete.

    acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
    ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
    çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması
    bir yastık arıyorum kuş seslerinden
    mühim değil sonrası.

    sorma,
    yangın sönseydi suyla
    denizler her akşam böyle yanmazdı.

    yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
    ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
    yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım
    ama
    kıyıya vardığımda
    kendimi unuttuğumu anladım
    karşı kıyıda.

    şiirler söyledim belki duyarsın diye
    çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
    sana seslendim durdum bu küçücük odadan
    acımı duy,sensin pusulam benim
    ki dünya
    silinmiş bir harita
    gibi yabancı bana.

    sorma,
    usulca uzandığında
    bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

     

    İbrahim Tenekeci

    April, 2009

    A Gara Ya Alby

     

    Dosya: Abdel wahab.jpg

     

     

    March, 2009

    Allah Rahmet Etsin...

     
    ADAM GİBİ ADAM ÜŞÜYOR
     

    Tabutluk zemheri kokuyor. Beton zemini üşütüyor tabutluğun. Titriyor adam gibi adam, üşüyor. Savurgan bir tipi gibi zaman, hem yakıyor hem üşütüyor.

    Ayak sesleri yaklaşıyor yeniden. Elektirik pirizine uzanıyor hain bir el. Saç diplerine kadar irkiliyor adam gibi adam. Bütün hücreleri çığlık atıyor. Dünya bomboş oluyor gözünde. İçi yanıyor, teni yanıyor ama yine de üşüyor çıplak zeminde.

    Kendinden geçiyor…
    Mamak’ta soğuk bir tabutluk…

    Şafak söküyor, loş  tabutluğun bir kenarından kar aydınlığı doluyor. Zemin soğuk bir tabut. Kimse görmüyor yere düşen gözyaşlarını. Üşüyor, titriyor, ısınmak için kendi içine sokuluyor.

    Bir hayal oynaşıyor gözlerinde. Beyaz tülbentli anası sobaya odun atıyor. Tavanda alevler oynaşıyor. Cızırdayan  çaydanlığın ağzından buhar süzülüyor.

    Yine de üşüyor Adam Gibi Adam.

    Mamak’ta tabutlukta  prize takılmış kablolar, bir de soğuk zemin ürpertiyor Adam Gibi Adam’ı. Üşüyor…

    Koridorun sonundan bir ayak çığlığı yaklaşıyor yeniden. Buz gibi bir ürperti akıyor içine. Yine elektrik kablosuna uzanıyor bir hain el. Zeminde soğuk bir ıslaklık ipildiyor. Yürekler kabuk bağlamış… sızlıyor teni Adam Gibi Adam’ın, hem de üşüyor.

    Kendinden geçiyor…
    Kendine geliyor yeniden ıslak, soğuk zeminde. Bedeni kaskatı…Konuşamıyor, titriyor sadece. Olduğu yerde zıplıyor.

    Üşüyor…

    Doğu Toroslar zemheri kokuyor bugün.
    Sanki kablolara hain bir el uzanıyor yine.

    Adam gibi Adam yine üşüyor. Zeminde kar var, havada boran var bugün. Üfültülü bir çaresizlik, boğuk bir hüzne karışıyor. Dün, zemini buz tutan tabutlukta üşüyen Adam, bugün dağların buz tutan zemininde üşüyor.
    Askerler yürüyor dağların bağrına, insanlar yürüyor hep birden çaresizce. Adam Gibi Adam üşürken, yüreği yanıyor beyaz yaşmaklı bir ananın. Dün olduğu gibi bugün de sevenlerin yüreği yanıyor.

    Dağların bağrında kar taneleri dans ediyor. Adam Gibi Bir Adam savruluyor kar tanelerinin arasında.
    ‘’ÜŞÜYORUM!’’ diyor yine, dün olduğu gibi. Tabutluklar ölüm kokuyordu dün, O üşüyordu. Dağlar da ölüm kokuyor bugün.

    Adam Gibi Adam yine, ‘’ÜŞÜYORUM!’’ diyor, yürekler yanıyor yine.

    Arifhan Akpınar

    March, 2009

    kalbim uzaklarda bir yerlerde

     kalbim uzaklarda bilinmez bir yerlerde
    tarifi kül yeri meçhul
    müphem bir demde
    sonsuz topraklar ve gökyüzü sakladılar onu
    sır oldu gitti bir karanlık seherde
     
        
     

    Arkaş'ın Ölümle Diyaloğu

     

     

     

    —Gel ölüm, gel de konuşup hesaplaşalım

    Ölüm -Emret arkaş, emret!

    Arkaş - Seni bana kim gönderdi?

    Ölüm -beni davet ettin, ben de geldim

    Arkaş - ben mi seni çağırdım? Evet... Evet, ben çağırdım seni. Ama seni niye çağırdım?

    Ölüm -Sen demedin mi gel de hesaplaşalım. Hem seninle ilk kez hesaplaşmıyoruz ki! Ey arkaş!

    Arkaş -daha önceden hesaplaştığımızı hatırlamıyorum

    Ölüm -Nasıl hatırlayacaksın? İnsan yavrusu değil misin sen? İşte, az önce çağırdın beni, sonra da unuttun.

    Arkaş -İnsan yavrusu mu? Zayıf bir insan olsam ve güve'nin delik deşik ettiği bir yüzüm de olsa ben olgun bir insanım

    Ölüm - Ölümün olgun bir insanla işi yok ki!

    Arkaş - Öyleyse senin işin ne?

    Ölüm - Olgun olmayanları olgun hale getirmek

    Arkaş - Ya herkes olgun bir hale geldiğinde?

    Ölüm - O zaman ölüm de ölür. Fakat herkes bir anda olgun hale gelmez. Gökyüzü ve yeryüzü sonsuz bir ilişki içinde oldukları sürece ölümden kaçış yok!

    Arkaş- Arkaş ne zaman olgun bir insan haline gelecek?

    Ölüm -Borç alıp vermediği gün

    Arkaş - anlayamadım

    Ölüm- Yaşamak için öldürmediği gün

    Arkaş- Yine anlayamadım

    Ölüm- Ölmeyecek şekilde yaşadığı gün.

    Arkaş- anlamadım, dedim

    Ölüm- Sessizlik...

    Arkaş- Keşke ölüm ölse de biz de olgunlaşmamış kalsak ya da ölümsüz olgunlaşabilsek!

    Ölüm- Senin diğer insanlarda farklı olduğunu düşünmüştüm. Meğer sen de diğer insanoğulları gibiymişsin. Pişman olacağın şeyleri istiyorsun.

    Ölümün seni olgunlaşmamış bırakmasına gelince bu aslında hiç istemediğin birşey. Daha dün kendini tanımak istiyordun. Ölümsüz olgunlaşman ise imkânsızdır. Söylediğimi anlaman için ne ölümün e de bir dikenin ne bir gülün ne bir sivrisineğin ne bir sineğin ne bir baykuşun ne bir çaylağın ne bir yılanın ne bir balığın ne bir kaplanın ne bir kokarcanın ne de bir insanın bulunmadığı bir dünya, sıkıcı bir şekilde var olan bir dünyadır. Ölümün var olmadığı bir dünya sıkıcı bir şekilde  var olan dünyadır, çünkü ölümsüzlük ölümdür. Bir sivrisineği düşün. İnsan demiyorum. Yaratılıştan itibaren büyüyüp büyüyüp geliştiğini düşün. Yeryüzünü kaplamaz mıydı? O zaman sen ve diğer varlıklar nerede olacaktınız? Eğer sen varlıkların sayısını, sonra da gelişimlerini sınırlandırırsan onları ne ile doyuracaksın? İçinde yenecek, içilecek, koklanacak ve görülecek şeyler olduğu için hayata aşık değil misin? O zaman, yiyen her şeyin yenilmesi de kaçınılmaz olurdu. Yeryüzü sevecen bir anne ve gökyüzü şefkatli bir babadır. İkisi de doğurduklarını besler. Ruhlarıyla onları yaşatırlar. Bedenler bedenler için, ruhlar ise ruhlar için vardır. Fakat bedenlerin ölmeleri kaçınılmazdır. Çünkü beslenmeye muhtaçtırlar. Gıdaya gereksinim duyan her şey,ya başkasını yer ya da onu yerler.Ölüm olmasaydı,gökyüzü ve yeryüzü içindekilere dar gelirdi.Ruhlara gelince onların gıdası yine ruhlardır.Ruhların ne hacmi ne de boyutu var.Ne yeryüzü onlara dar gelir ne de gökyüzü...

             Arkaş'ın hayatı boyunca borç alıp vermeden yaşadığı bir dönem olmamıştır. Acaba paradan başka bir şey borç olarak alınıp verilebilir mi? Duygu ve düşünceler, zevk ve elemler, doğruluk ve yalan vs... bunların hepsi borç alınıp verilir. Öyleyse Arkaş'ın borcunu ödemesi gerekir.

              Sonra Arkaş'ın hayatı boyunca yeryüzünün bedenini yemeden geçirdiği tek bir gün bile olmamıştır. Bu yüzden yaşamak için öldürmüştür. İşte bundan dolayı yaşatmak için ölmesi gerekir.

              Arkaş, ne zaman ölmeyecek -ruhla yaşayacak- şekilde yaşayabilecek imkâna sahip olursa o zaman olgunlaşır ve ölüm ona yaklaşmaz.

     

    Arkaş- Daha iyi değil miydi? Başlangıçta ruhtum. Keşke borç alıp vermeden, yaşamak için öldürmeden sonsuza değin böyle kalsaydım!

    Ölüm- Senin sorduğun bu soruya cevap vermek benim işim değil. Ben hayat alıcısından, hayat okulundaki en büyük öğretmenden ve hayat elçisinden başka bir şey değilim. Canlılardan topladığım, onların canlılardan aldığı borçlardır. İnsanlara öğrettiğim yok olanın devam etmediği, devam etmeyenin de yok olduğudur. Ben hala onları, bu önemli ve en son dersi öğrenmeleri için topluyor, dağıtıyor sonra yine topluyor ve dağıtıyorum Ne zaman bu dersi iyi öğrenip uygularlarsa o zaman bana ihtiyaçları kalmaz. Ha, bu arada ben seni seçkin talebelerim arasında sayıyorum, bilesin.

    Arkaş- Arkaş'a bugün ki mesajın nedir?

    Ölüm bana katlı bir kâğıt verdi. Onu açar açmaz bütün bedenim titredi, damarlarımdaki kan dondu ve dilim tutuldu. Çünkü kâğıtta okuduğum şey, Senharib’in mektubunda okuduğum iki kelimeden başka bir şey değildi: VASİYETİNİ YAZ!

    Korkumu yenmeye çalıştım ve yendim de. Sonra ölümle tartışmaya başladım.

    Arkaş- Hangi vasiyeti söylüyorsun? Benim bir insana vasiyet edeceğim bir şeyim yok ki!

    Ölüm- Sen varsın ya! Ver kendini!

    Arkaş- Kime vereyim?

    Ölüm- Kendine...

    Arkaş- Kendimi kendime nasıl veririm, anlayamıyorum.

    Ölüm- Geçici Arkaş'tan daimi arkaş'a geçerek...

    Arkaş- Öyleyse arkaş'tan Arkaş'ı yok etmesini istiyorsun.

    Ölüm- Tam aksine, Arkaş’tan yok eden ama yok edilemeyen bir güç olmasını istiyorum.

    Arkaş- Hayatımda birçok şeyi yokettim. İsmimi kayıtlardan sildim. Sustum. Et, kan, nefis ve bedenin birçok zevkleri hakkında konuşmadım. Bu durumda hala neyi yok etmemi istiyorsun?

    Ölüm- Gelişmekte ve aynı zamanda bozulmakta olan Arkaş'ı…

    Arkaş- Bana ızdırabın, ölümün ayrılmaz arkadaşı olmasındaki sırrı söyle. Öyle inanıyorum kidokunduğunda yaydığın elem olmasaydı insanlar tarafından bu kadar nefret edilen birisi olmazdın.

    Ölüm- Ben sadece insanlardaki saklı ızdırabı ortaya çıkarırım ve asla onu onlarda gizli bırakmam. Oysa insanlar zevkleri saklarlar. Gizlenmiş zevkin acıya dönüşmesi de doğaldır. Çünkü o,acıyla satın alınmıştır. Benim, senin sakladığın ve ya senden başkalarının sakladığı şey hakkında kesinlikle bilgim yok. İnsanlar sakladıkları şeyleri kendileri bilsin.

    Arkaş- sonra, bir çocuğu beşiğinde öldürmen ve kardeşine ihtiyarlığa kadar uzun bir süre vermen gibi bazılarında acele etmenin, bazılarında yavaş davranmanın anlamı, hikmeti nedir?

    Ölüm-Ben yalnızca insanların kendileri için lehte ve aleyhte verdikleri hükmün güvenilir bir uygulayıcısıyım. Onlar dünya ile daima alışveriş ve etkileşim içindeler. İnsanlar, bazılarından nefret ettikleri, bazılarıyla da kavga ettikleri gibi bazı şeylere karşı da istek duyar, bazılarına ise duymazlar.

    İşte böyle, kendileri için işleri ve istekleri doğrultusunda sonuçlarını bilmeden karar verirler. Hayat ise onlara bilmediklerini öğretir. Hiç bir çocuk yoktur ki doğmadan önce hayatla alıp vereceği olsun!

    Arkaş-Bu gece bana arkadaşlık ettin. Teşekkür ediyorum. Beni sınadın, ama sonucunu bilmiyorum.

    Ölüm-Vasiyetini Yaz!

    Arkaş-Yazmazsam...

    Mihail Nuayme / Kendini Arayan Adam ktb'ndan

    March, 2009

    g.gündoğarken/

     
        
     

    ZÜLEYHA'NIN YUSUFLUĞU

     
    Kollukçular Yusuf'u alıp götürdükten ve hüzünlü gece Nil'in üzerinde bir ürperti gibi asılı kaldıktan sonra hiç uyumadan ertesi sabahı buldu Züleyha ama, hayatı her zamanki tadınıda bulmadı. İçten içe derin bir öfke önce, sonra nedeni belirsiz bir kendinden hoşnutsuzluk hali. Her zaman doğruyu gösteren yürekte istikamet tayini. Aşkını düşündü Züleyha, şimdiye kadar hiç düşünemediği hallerdeydi.



    Tapınaklarda genç rahiplerin buhur yakma görevini yerine getirmesinden bile erken saatte Züleyha ırmağa bakarak düşünmeye başladı. İlk kez Nil'in güllerinden yapılmaz tacını başına, yasemenden bileziğini ayağına takmamıştı. Züleyha ilk kez gece kadar sade sabah kadar yalındı.



    Yusuf..,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.Yusuf..,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim. Yusuf..., dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin.
    Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni,çünkü mümkünü var,suret kasrında bir suret değilsin.



    Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.


    Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?


    Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene.
    Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.



    Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim. Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.


    Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda. Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana.
    Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.


    Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin. Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. "Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa, Yusufluğum su götürmez benim.



    Nazan Bekiroğlu